Şirin: Bahçenin Mağrur Kraliçesi’ne Veda
Bazı vedalar vardır, kelimelerin arkasına saklanır; bazı dostluklar vardır, dokunmadan, sadece bakışlarla ve aynı gökyüzünü paylaşarak mühürlenir. Şirin, nam-ı diğer Kraliçe, hayatınıza bir "kaplumbağa kabuğu" deseniyle, ürkek ama kararlı adımlarla girdi. Belki de ilk karşılaştığınızda verdiğiniz o söz, "Her gün gel, seni ben beslerim," cümlesi, onun dünyasındaki en güvenli liman olmuştu.
Önce bahçeyi, sonra odayı, en sonunda ise evin kalbi olan salonu fethetti. O, bildiğimiz kedilere benzemiyordu; özgürlüğüne, mesafesine ve mağrur duruşuna öylesine düşkündü ki, beş buçuk yıl boyunca kendini bir kez bile sevdirmedi. Ama sevgisini pati atarak, köşe kapmaca oynayarak, varlığını evin her köşesine nakşederek gösterdi. Bize dokunmasına izin vermese de, biz onun ruhuna dokunmuştuk bir kere.
Yavrusunu kaybedişindeki o derin sızı, Babişko’nun mirası olan o gümüş renkli bebeğin gidişi, ikimizinde de yüreğinde ortak bir yara açtı.
Belki de bu yüzden, zaman geçtikçe o zayıflayan bedeni ve dökülen dişleriyle sessizce köşesine çekilirken, aslında bize yaşlanmanın ve hayatın kırılganlığının dersini veriyordu. Bilmediğimiz her şey için duyduğumuz o "keşke" hissi, aslında ona olan sevgimizin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Oysa Şirin biliyordu; o pencereler onun için açıldı, o mamalar onun için en taze haliyle konuldu.
9 Mart 2026... Kraliçe, tacını ve yorgun bedenini geride bırakıp sessizliğe büründü. Şimdi beş yıldır yuva bildiği, her köşesinde bir anısının olduğu o bahçede, çiçeklerin ve ağaçların köklerine emanet. Artık ne acı var, ne inilti, ne de o zorlu hastalıklar.
Güle güle Şirin... Mesafeli duruşunla bize karşılıksız sevmenin ne demek olduğunu öğrettiğin için teşekkürler. Mekanın Kıtmır gibi cennet, uykun huzurlu olsun. Seni, o mağrur miyavlamalarınla ve salonun başköşesindeki duruşunla hatırlayacağız.
|