22 Ekim 2026 günü duruşmamız yaklaştıkça geriliyorum.
Ama bir duruşma öncesi avukatımız Ahmet Kızıl tutanaklara geçsin diye özellikle; 22 ve 23 Aralık 2025 gününe ait HTS kayıtlarını, Karakol, Avrupa Veterinerlik, Seyhan Devlet Hastanesi giriş çıkış mobese kameralarını, TÖ’in ihtisas yaptığı Veterinerlik diplomasını, uzman Ortapedi doktorunun görüşlerine, talebini iletmiş ve özellikle yazdırmıştı.
***
Ve şahitlerimizin dinlenmesini istedi.
O gün geldi.
Bende yasal hakkımı kullanarak duruşma salonuna girip dinleyici kısmına geçtim.
***
İbreti alem olsun diye yazıyorum, yazmaya devam edeceğim.
Kardeşim şüpheli sanık olarak ayakta.
Duruşma başladı, avukatımız iki şahidin dinlenmesini istedi.
İlk şahidimiz K.Ş yöneticimiz olur.
Hakim; “Sen olayı gördün mü?”
“Görmedim, lakin beni arayanlar…”
Hakim şahidin cümlesini tamamlamadan ağzına tıkadı, öfkeyle bağırdı, sesinde kızgınlık vardı. Öylesine bir bağırdı ki, duruşma salonu adeta inledi.
Sanki karşısında düşman askeri vardı.
“Kim getirdi bu şahidi?” diye adeta delirdi. Göz temasından kaçınarak, başını sağa sola hızla çeviriyordu. Sanki nöbet geçiriyordu.
Aşağıdan bakıyordum, yukarda hakimin sadece omuzları görünüyor, kafa sını da bilgisayarın moni törüne gömmüş gibiydi, kimsenin yüzüne bakmadığı gibi, bu kadar insanı ürküten ses tonunu ise hiç kimse beklemiyordu.
Hakim; “Başka?” Diye bağırdı.
Av. Kızıl; “Bir tanığımız daha var?” dedi.
Diğeri tanık yerini aldı.
Hakim sert sözlerle…
“Siz gördünüz mü?” diye sordu.
“Evet” dedi şahit.
Olayı anlattı, tane tane, şaşırtmacalı sorsa bile A.C.K Aynı şeyleri iki üç defa tekrarladı.
“Zeynel abimin evi, bizim bir alt katımız oluyor aşırı ses gelince, çıktım koridordan baktım. Birbirlerine bağırıyorlardı.”
Hakim; “Görsen tanır mısın?”
“Esmer biriydi. Bizim gördüğümüzü de gördü o, apartmandan dışarı çıktı. Zeynel Abim de polis ekibi gelince dışarı çıktı” diye yanıt verdi.
Şahit A.C.K; Kavga evin kapısında oldu dedi.
Daha ne olsun!
Hakim tatmin olmadı, ileri tarihe attı.
Ne kadar safmışım, bende sanıyordum ki, istediğimiz delilerin mahkemeye sunulduğunu, meğer ilk başta ret etmiş.
***
Burada ben olay anlaşılsın diye parantez açmak istiyorum. Kafka’nın yazdığı “Dava” kitabına dönüştü. Absürt…
Josef K neyle suçlandığını bilmediği halde, mahkeme koridorlarında gezdirildi, suçu olmamasına ve suçunu bilmemesine rağmın yargılandı ve infaz edildi.
***
15 Temmuz’u bilmeyen yok.
Sokaklara biz nasıl döküldük?
Cumhurbaşkanı gazeteci Hande Fırat’ın telefonundan milleti sokağa davet etmedi mi?
O zaman Recep Tayyip Erdoğan bir telefon aracılığıyla, bir mesajla milyonları sokağa döküyorsa, bizim yöneticimizin ağzına lafı tıkamak ta, neyin nesi oluyor? Gürültüleri telefondan dinlemiş.
Ama hakim bunu söyletmedi.
Düşünmek istemiyorum, aklıma geleni de kovuyorum. 6’ncı hissim yine sen haklı çıktın diyorum.
***
Yöneticimiz; “Kavgayı görmedim, ama beni arayanlar, kulaklarıma aşırı gürültü ve kavga sesleri geliyordu” diye bu tümceleri kullanacaktı.
***
Yüzündeki bir öfkeyi oturduğum yerden görebiliyordum.
Bu hakimden nasıl bir adalet bekleyeyim?
Yüzünüze bakmayacak, size düşmanca davranacak, sanki bir taraf gibi hareket edecek. Oysa o adaletin tarafında olması gerekiyor, henüz yolun başında çok genç ve yanlı kararlar vermeye gibi bir izlenim elde ettim.
***
Bizim delileri araştırmaya bile gerek görmeden ret etti.
Hangi iddiaya dayanarak ret etti, bilmiyorum.
Gerçeğin açığa çıkmasını istemiyor gibiydi.
Aynı şeyleri istedik, yine ret etti.
Kardeşim konuştu.
“Şahidimizde anlattı. Benim kapımın önünde oldu. Ben sebepsiz bir ay yattım Hakim bey?” dedi.
“Daha dur bakalım ben karar vermedim?” diye adeta öfkesini kustu.
Diğer tanıkların dinlenmesi için 6 şubat 2027 yılına ertelendi.
Bir şahit yetmiyor, delillerimiz istenmiyor, ne yapmaya çalışıyor?
Anlayan varsa bize de anlatsın.
***
Benim kardeşim T.Ö’yi tanımaz, bilmez. Hayvansever olan benim, benim yüzümden oldu. Evin kapısın ben açmış olsaydım, o tekmeleri ben yiyecektim. Belki yaşamıyor olacaktım. Telefonlarımıza baksınlar.
Şahitlerimizi konuşturmuyor, bağırıyor çaırıyor.
Yazılarımdan dolayı geçmişte çok mahkemelere çıktım, böyle görmedim.
Benim adalete olan güvenim bir daha sarsıldı.
Kardeşimin evini gösteren kişi bir kadın S.D ile T.Ö’nin, 22 ve 23 aralık 2025 gününe kadar HTS kayıtları incelensin. Ne gibi bir bağlantıları var?
Karakola kadar geldiğine göre…
***
Hz. Ali; “Devletin Dini Adalettir” diyor.
Bu her şeyi açıklamıyor mu?
Birini sevmeyebilirsiniz, ama hakkını teslim etmek, ancak hukuk yoluyla olur. Bu da hakimin en temel görevi.
Hakim Adaleti kararlarıyla sağlayacak!
İzlenimlerim, bize düşmanca yaklaşımı devam ediyor. Şaşkınım, içimde bir öfke kabardı, hıçkırıklar boğazımda düğümleniyor.
Biri dokunsa ağlayacağım.
***
Hz.Ömer’i sık sık örnek verirler. Nereye koyacağız? Bir sözünde, “Korkarım Fırat’ın kenarında bir koyun kaybolsa, sorumlusu ben olurum…” diye.
Nerede bu adalet hassasiyeti?
***
İbni Haldun, Devleti canlı bir organizmaya benzetir, doğar, büyür ve ölür, “Adalet mülkün esasıdır” der.
Yine; Adalet ortadan kalktığında, toplumsal düzenin ve zulmün arttığında, insanların emeklerine, mallarına ve haklarına haksız yere el uzatıldığında, devletlerin uzun süre ayakta kalamayacağını, uzun uza dıya örneklerle Mukaddime’de kitabında anlatır. 650 yıl önce yazmış, sanki bugünleri anlatmış gibi.
Zamansız kitaplar vardır, bu da onlardan.
***
Türkiye de böyle karar veren ve tek tarafı dinle yen, hakimler artarsa, bu sistem uzun süre ayakta kalamaz. Bir yerde patlak verir.
Delileri istemeyen, şahitleri azarlayıp konuşturmayan hakimler olursa, devletin köküne dinamik koyarlar ki, adaletsizlik, bazen kendi adaletini sağlamaya iter, o zaman istenmeyen olaylar olur. Bunun önüne geçilmeli.
Adalet Bakanına sesleniyorum, sözünüzde durun, tanıklar dinlensin, dililer toplansın, şeriatın kestiği parmak acımaz diyorum.
***
O gün üzüntüyle eve geldim, ateşim çıktı, her şeyi boşlayıp yatağa girip uyumaya çalıştım, öğle saat 1 gibi.... Yatakta sağa sola döndüyorum, ayağa kalkacak takatimi göremiyorum. Gözlerimi kapatıyorum, yaşananlara; “Defal git, beni rahat bırak” diyorum. İçimdeki fonda; Farid Farjad’ın Golha’sının keman sesine bırakıyorum. O gün ve ertesi gün hiç bir şey yemedim, aklıma gelmedi. 1 günde 2 kilo vermişim.
***
Avukatım bir acılı kadınla beni tanıştırdı. 25 yaşında ki oğlu astsubaydı ve intihar etmişti, aile buna inanmıyordu. Bütün hikayeyi ağızlarından dinledim.
Bu haberi avukatım yapmamı istemişti, bir dedektif gibi dosyayı inceledim. Kadına inandım ve “Bir annenin Adalet Çığlığı” diye manşeti attım. Dosyada baştan aşağı tutarsız ifadeler vardı, hepsini tespit ettim, lakin TSK olduğu için Savcılık davayı kabul etmemiş. Bir annenin, bir babanın ve bir kardeşin yüreği yangın yeri.
İntihar ettiği söylenen genç delikanlı; “Haftaya anne geliyorum, hep birlikte tatile çıkacağız” diyor. Ertesi gün; “Oğlunuz intihar etti?” diye haber geliyor.
***
Bizim dosyayı da kuyumcu titizliği ile inceledim, açığı bulup avukatımızla müzakere ettik.
Gel gör ki, savcı davayı açmayı kabul etmiyor. "Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır." Derler.
Aklıma Tom Cruise’in bir filmi geldi. “Bir kaç iyi adam” izleyin derim. mahkemede iyi bir hukuk mücadelesi veriyor.
Ülke olarak adaletimizde böyle bir savunmaya hak tanınır mı?
cumhiriyet kurulduğundan beri, ağır aksak, adalet yürüyor, ama hak kaybını bana göre daha çok!
ADANA HAFIZASI
34 yıllık sahada koşturan bir gazeteci olarak, gazetelerimi ciltlemiş güzel bir arşiv oluşturmuştum.
Gazete arşivini, 10 bin baskılı fotoğraf arşivini, düzenli tuttuğumuz gelir gider hesap defterlerini, Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kütüphanesine bağışladım.
Buna ek olarak, filmler, cd’ler ve 1 milyona yakın dijital fotoğraf arşivini de teslim edeceğim. Öğrencilerin işine yarar diye düşünüyorum.
30 ülkeye ayak bastım, yaklaşık 30 bin fotoğraf var diye düşünüyorum.
Ayda bin taneye yakın fotoğraf çekiyorum. Aklınıza gelen her şey.
Saymam lazım bu da günlerimi alır ama toplamda cd’lerle birlikte 1 milyona yakın fotoğraf arşivim var.
Onları da inşallah uygun vakit bulduğum zamanda teslim edeceğim.
Adanamıza hayırlı olsun.
|