Yazmayayım, yazmayayım diyorum. “Terzi kendi söküğünü dikemez” misali olmamak için sonunda karar verdim yazmaya.
Çünkü mağdurum, mağduruz.
Yıllardır insanların sorunlarını, mağduriyetlerini, hak arayışlarını yazıyorum. Ama insanın kendi yaşadığı sorun, bambaşka bir şeymiş.
Gazeteci olarak başkalarının sesini duyurmaya çalışırken, bir gün kendi sesinizi duyuracak birilerini ararken buluyorsunuz kendinizi.
***
Biliyorsunuz; 1998 ve 1999 yıllarında yaşanan büyük depremler ve 2023 depremi Türkiye'yi derinden sarstı.
Çok büyük acılar yaşandı.
Yüz binlerce insan hayatını kaybetti, çok sayıda insan yaralandı. Aileler dağıldı, insanlar sevdiklerini kaybetti. Hayatta kalanlar ise yıllarca süren travmalarla baş başa kaldı.
Eski konutlar, zemin etütleri yeterince yapılmadan yükselen binalar, ne yazık ki insanların tabutları oldu.
Tam da bu nedenle kentsel dönüşüm gerekliydi.
Riskli yapıların yenilenmesi, insanların depreme dayanıklı evlerde yaşaması gerekiyordu.
Devlet de yıllar içerisinde kentsel dönüşümü teşvik eden çeşitli düzenlemeler yaptı, vatandaşlara destekler sağladı. Son olarak “Yarısı Bizden” gibi kampanyalarla vatandaşın yükünün azaltılacağı açıklandı.
İnsanlar da devlete güvenerek evlerini müteahhitlere teslim etti.
Peki sonuç?
İşte burada durup sormak gerekiyor:
Kentsel dönüşüm yapılırken vatandaş gerçekten korunuyor mu?
Çünkü bazı vatandaşlar için evleri dönüşürken mağduriyetleri büyüyor.
***
Diyelim ki eski eviniz 120 metrekare.
Yeni projede ortak alanlar, merdiven, asansör, koridor, duvar kalınlıkları ve diğer hesaplar devreye giriyor.
Bir bakıyorsunuz, yıllarca oturduğunuz 120 metrekarelik evinizden geriye 50-60 metrekarelik bir yaşam alanı kalmış.
120 metrekare nere, 50-60 metrekare nere?
Üstelik kentsel dönüşüm sürecinde müteahhitlere çeşitli vergi ve harç kolaylıkları sağlanıyor.
Riskli yapı veya rezerv alan kapsamındaki bazı projelerde KDV oranı yüzde 1 olarak uygulanıyor. Tapu ve noter harçları, damga vergisi, belediye ruhsat harçları gibi bazı kalemlerde de çeşitli muafiyet ve kolaylıklar bulunuyor.
Bunlar elbette dönüşümü teşvik etmek amacıyla yapılan düzenlemeler.
Ama vatandaşın hakkı nerede?
Müteahhit ile vatandaş arasındaki güç dengesi nasıl korunuyor?
Vatandaşın elindeki sözleşme gerçekten yeterli mi?
Devlet bizi mi koruyor, müteahhidi mi? Benim derdim tam da bu.
***
Gelelim kendi mevzuma...
Kurtuluş Mahallesi'nde home ofis olarak kullandığım evim 2021 yılında kentsel dönüşüme gitti.
Anlaşmamıza göre her katta üç daire olacaktı.
Müteahhit taahhüdünü yerine getirdi.
Ama 125 metrekare olan dairem, net kullanım alanı bakımından yaklaşık 58 metrekareye düştü.
2 kişinin ancak sığabileceği uyduruk bir balkon.
Geri kalan alanın önemli bölümü duvar, koridor ve asansör gibi ortak alanlara gitti.
Biz 12 hak sahibiydik.
Ayrıca 6 dükkân vardı.
Projede bize 12 daire çıktı.
Müteahhide ise 30 adet 1+1 daire kaldı.
Şimdi siz söyleyin:
Bu adaletli bir paylaşım mı?
Gelelim sözleşmeye...
Belediyeden inşaat ruhsatı aldıktan sonra 18 ay içerisinde teslim edeceğini söyledi. O ruhsatı belediyeden takip eden de bendim.
Ocak 2025'te ruhsatı alıp müteahhidi arayan yine ben oldum.
Haliyle 18 ay bekledik.
Kaba inşaat yaklaşık bir yılda bitti.
Ancak ince işçilik aylarca bitmedi.
Sonra sözleşmedeki bir ayrıntı dikkatimi çekti.
Müteahhit telefonlarıma çıkmayınca, avukatım aramış, ona da; “Ben temel üstü ruhsatı kastettim, sözleşmede var” diyor.
Beldiyeden sordurdum; “temel üstü inşaat ruhsatından sonra 18 ay” şeklinde düzenlenmiş.
Şimdi siz söyleyin:
Bunda iyi niyet sezer misiniz?
Vatandaşın kira yükünü düşünün.
Bir yıl daha kira ödemek zorunda kalacak. Zaten inşattı yeterince bekletti.
Beş yıl öde, öde bitmiyor.
Bugün daireler 7-8 milyon lira civarında.
Beş yıllık kira yükünü hesapladığınız da yaklaşık 1,5 milyon lirayı buluyor.
Bu para vatandaş için küçük bir para mı?
Devletin kadim geleneği ne diyor?
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
O halde kentsel dönüşümde de insanı merkeze koymak gerekiyor.
Müteahhidin eli, vatandaşın karşısında sınırsız biçimde güçlendirilmemeli.
Sonuçta müteahhit bu işi babasının hayrına yapmıyor.
O da kazanıyor.
Ama vatandaş da hakkını almalı.
Benim projeyi yapan Su İnşaat.
Bir de ayıplı olduğunu düşündüğüm başka bir uygulama var.
Penceremin dibine yaklaşık 30 metrekarelik bir teras yapılıyor.
Sonra bana deniliyor ki:
“Kapıyı sen açtır.”
Nasıl açacağım?
Apartman sakinleri izin verecek mi?
İzin vermezlerse o terası kullanamayacağım. Dahası, odalarımın pencereleri doğrudan terasa bakıyor.
Mahremiyetim nerede?
Bir vatandaşın yatak odasının penceresinin dibine teras yapılması nasıl değerlendirili yor? Bu projeye belediye nasıl izin veriyor?
Bunların da açıklanmasını istiyorum.
Üstelik evin sol tarafında Amerikan mutfak yapılırken, duvardan yaklaşık 40 santimetre içeride bir kolon ortaya çıkıyor.
Arkada kalan boşluğu kullanmak neredeyse mümkün değil.
Benim gördüğüm kadarıyla bir yeri kurtarırken başka bir yerden kaybedilmiş.
Müteahhit sözleşme yaparken etrafımızda dört dönüyordu, şimdi hiçbir hak sahibinin telefonuna çıkmıyor.
Gelelim Mersin'e...
Bir de Mersin'deki Esentepe Sitesi var. Tece'de bulunan sitemizin her katında iki daire vardı.
Yaklaşık 100 kişinin yaşadığı sitenin arsası 7 dönümdü.
Kooperatif olduğu için geçmişten gelen yönetim sorunları da vardı.
Dönemin başkanı olduğu belirtilen Kınıktır isimli kişiyle ilgili, denize bakan bölümdeki arsanın bazı kişilere satıldığı ve bedelinin usulsüz kullanıldığı yönünde iddialar ortaya atıldı.
Belgelerde bunların araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Bizim dairelerimiz üç cepheliydi.
Benim dairem güney, kuzey ve batı cepheliydi.
Deniz adeta ayaklarımızın altındaydı.
Buraya çok sayıda müteahhit talip oldu.
Sonunda müteahhit Muzaffer Koçyiğit ile anlaşma sağlandı.
Ve maalesef...
Hiçbirimiz sözleşmeyi doğru dürüst okumadık. Herkese 48 metrekare net daire verileceği söylendi.
Bazılarış “Dairemiz yenilensin de ne verirlerse versinler” diyerek imzayı bastı.
Sonrası?
Sorunlar...
***
Ben aynı zamanda kooperatifin denetçisiydim.
Ancak başkan ve yardımcısı tarafından denetim için gerekli belgelerin gösterilmediği dönemler oldu.
Şimdi soruyorum:
Sorunlu olan bir yere müteahhit neden talip olur?
Benim bildiğim, bir yere talipseniz önce sorunu çözersiniz.
Sorunlar çözülmeden, herkese çağrı yapılarak dairelerini boşaltmaları istendi. Sonra sorunlar yumağı başladı.
Beş yıl boyunca Mersin'de resmi kurumlara gidip geldim.
2017 yılında dairelerimizi boşalttık.
Biz de günübirlik denize gitmeye başladık.
***
Tam 10 yıldır dairelerimiz bize teslim edilmedi.
İnsan ömrü bu kadar uzun mu?
Mersinli müteahhit Muzaffer Koçyiğit bu işin üstesinden gelemeyince kendine ortak buldu. Başka bir müteahhit olan Abita Şirketi ve Çetin Battal isimli mütea hhitle anlaşmaya gitti.
2023 depreminden sonra binalar yükselmeye başladı.
2023 yılının sonunda ise dairelerin büyütüldüğü gerekçesiyle, Bayındırlık birim fiyatlarının esas alındığı belirtilerek hak sahiplerinden yaklaşık 400 bin lira ödeme talep edildi.
Ben bu parayı Ocak 2024'te Halkbank aracılığıyla gönderdim.
Herkesten alındı.
O gün 400 bin lira olan para, bugün ekonomik koşullar düşünüldüğünde çok daha büyük bir değere ulaştı.
Benim itirazım burada başlıyor.
Sözleşmede açıkça yer almayan bir bedel sonradan hangi gerekçeyle isteniyor?
Ben hukukçu değilim.
Ama vatandaş olarak bilmek istiyorum.
Hak sahibinin imzaladığı sözleşme neden sonradan değişen şartlarla yeniden yorumlanabiliyor?
Parayı ödeyeli yaklaşık üç yıl oldu.
Dairelerimiz büyük ölçüde tamamlandı.
Ama hâlâ teslim edilmiyor.
Hatta “İstersem teslim etmem” diyebiliyor.
Bu nasıl bir sistem?
***
Bir de “Dairelerinizi büyüttük” deniliyor.
2+1 dairenin neti yaklaşık 57 metrekare.
Peki 82 metrekare nerede?
Duvarları da ekleyelim, 60 metrekare olsun.
Geri kalan 22 metrekare nerede kullanıldı?
Her katta 8 daire varsa ve her daireden 22 metrekarelik bir fark söz konusuysa, 8 ile çarptığınızda 176 metrekare ediyor.
Bu alanın ne kadarı koridor?
Ne kadarı asansör?
Ne kadarı başka ortak alan?
Bunların hak sahiplerine açıkça anlatılması gerekmiyor mu?
Peki belediyeler ne işe yarıyor?
İşte benim asıl sorum burada.
Belediyeler bu projeleri nasıl denetliyor, inşaatta izin veriyor?
Ruhsat verilirken neye bakılıyor?
Projeler onaylanırken hak sahiplerinin kullanım alanları nasıl hesaplanıyor?
İnşaat tamamlandığında vatandaşın hakkının korunup korunmadığını kim kontrol ediyor?
Müteahhit ile vatandaş arasındaki güç dengesi neden bu kadar eşitsiz?
***
Hakkımızı nerede arayacağız?
Mahkemeye gitseniz süreç yıllarca sürebiliyor.
Bu sırada kira ödüyorsunuz.
Aidat ödüyorsunuz.
Avukatlık masrafı ödüyorsunuz.
Zaman kaybediyorsunuz.
Bir de işin psikolojik tarafı var.
Her sabah başka bir telefon.
Başka bir belge.
Başka bir sorun.
Başka bir “bekleyin” cevabı...
Sonra kendi kendinize soruyorsunuz:
“Ben ev sahibi miyim, yoksa yıllardır kendi evimin peşinde koşan bir mağdur muyum?”
***
Kentsel dönüşüm gerekli.
Buna kimsenin itirazı yok.
Depreme dayanıklı binalar yapılmalı.
İnsanlarımız güvenli evlerde yaşamalı.
Ama kentsel dönüşümün adı sadece binaları yıkıp yeniden yapmak olmamalı.
İnsanın hakkı, hukuku ve yaşam alanı da dönüşümün merkezinde olmalı.
Müteahhit kazanabilir.
Devlet kazanabilir.
Belediye kazanabilir.
Ama vatandaş kaybediyorsa, orada yeniden düşünmemiz gereken bir şeyler vardır.
Ben bugün kendi yaşadıklarımı anlatıyorum.
Ben mağdurum.
Biz mağduruz.
Ve biliyorum ki bu ülkede benim gibi, bizim gibi çok sayıda insan var.
Onların da sesi duyulsun istiyorum.
Çünkü devletin görevi yalnızca bina yapmak değildir.
Devletin görevi, vatandaşının hakkını da korumaktır.
Ve artık şu sorunun cevabını hep birlikte aramalıyız:
Evimiz Dönüştü, Mağduriyetimiz Büyüdü.
Dip not;
Anlamadığım şu, Müteahhit sözde belediyeye gitmiş, mevcut proje onaylanmamış, "git daireleri büyüt gel" demiş.
Türkiye’de kanun aynı olduğuna göre, belediyenin fen işleri müdürlüğüne sorduk, belediyenin böyle söyleme yetkisinin olmadığı...
"Çizilen bir proje uygunsa, veya neyi getirmişse onu onaylarız" diyor.
Peki müteiahhit daireleri büyüttük diyerek, sözleşmede olmamasına rağmen, neden hak sahiplerinden 2023 yılında teker teker 400 bin lira neden aldı, biri bize bunu açıklasın?
Hep söylüyorum, müteahhitlere ve veterinerlere de bir operasyonun yapılması şart.
Damdan düşerek ayağını kıran bir kedinin ameliyatı için 45 bin lira isteyen veterinerler var, daha fazlasını söylemek istemiyorum, Herkes herkesin vicdanıyla oynuyor.
Bir operasyonda bunlar için bekliyoruz.
|