Bu yıl katıldığım kitap fuarı, bana modern zaman çocukluğunun geldiği ürkütücü noktayı tüm çıplaklığıyla gösterdi. 7-12 yaş grubu için büyük bir emekle, onların ruhsal gelişimini, sorumluluğun, vicdanın ve merhametin yüceliğini ne olduğunu, emeğin en sade ve yalın yolla öykülerde anlattım.
Kaleme aldığım adına ister hikaye, ister masal, ister öykü deyin.
9 adet yazdım. Bir yazar olarak en büyük hayal kırıklığım, çocukların bu naif dünyalara sırt çevirmesi oldu. Stantıma gelip kapakları inceleyip burun kıvırmaları, eserlere bakıp küçümsemeleri, sanki karşımda büyümüş yeniden küçülmüş çocuklar vardı.
Kitapların kapaklarının koyuluğunu, harflerin küçüklüğünü, sayfaların azlığını bahane ettiler. Karşımdaki tablo şuydu: Duyguları uyandıracak masallar yerine, adrenalin pompalayacak korku ve mekanik macera kitaplarını arayan, bakışları donuklaşmış bir nesil vardı.
Oysa hayal kurmak, bir çocuk için hedef belirlemede ilham kaynağıydı.
Acaba çocukları yanlış mı yetiştiriyorduk. Bir yerde okumuştum. Elon Musk’ın 11 çocuğu var ve toplumdan izole yetişse de, evlerinde hiçbir teknelojinin olmaması, zira Facebook kurucusu Mark Zuckerberg de evlerinde telefon ve televizyon olmadığını, sosyal medyadan bi haber yetiştirdiklerini söylemişti.
O zaman kendileri için zararlı olanı neden topluma dayattılar?
Bir bıçağı düşünün, çok tehlikeli ama bir o kadar da faydalı.
Nasıl kullanacağın önemli?

Bu küreselciler dijital çılgınlığın bütün imkanını sergileyip, toplumun dibine dinamik koydular.
Maalesef gördüğüm tablo buydu.
Dijital Uyarım ve Bilişsel Dönüşüm
Psikolojik bir perspektifle baktığımızda; çağımızın çocukları dijital ekranların "hız" ve "şiddet" üzerine kurulu dünyasında büyüyor. Saniyede onlarca görsel uyarana maruz kalan bir beyin, masalın o dingin, sabır gerektiren ve hayal gücünü tetikleyen yapısını artık "yavaş" buluyor.
Çocuklar artık derinleşmek değil, sadece uyarılmak istiyorlar. Bu durum, çocuğun bilişsel yapısını bir "duygusal robota" dönüştürüyor; yani sadece komut alan, yüksek dozda adrenalinle tepki veren ama empati kuramayan bir mekanizma.
Peki böyle yetişen çocukların topluma ne gibi bir yararı dokunacak?
Ebebeyinler karar versin.
Korkunun Cazibesi: Neden Masal Değil?
Fuar koridorlarında masallara burun kıvırıp korku kitaplarını soran çocuklar, aslında iç dünyalarındaki duygusal boşluğu dışarıdan gelen yapay heyecanlarla doldurmaya çalışıyor.
Masal; bir nevi tohumdur, insan yapısının şekillenmesinde ilk harcı koyandır. İyiliği, kötülüğü, sabrı ve erdemi anlatır.
Oysa "robotlaşan" çocukluk için erdem, yavaş ve gereksiz bir kavram haline gelmiş durumda. Onlar için heyecan, ancak "korku" veya "çatışma" ile hissedilebilir bir duyguya dönüştü. Masalların sessiz sedasız hayatımızdan çıkışı, aslında toplumsal vicdanın ve nezaketin de temelinin sarsılması demektir.
***
"Şifa Doğada" ve İnsani Özlem
"Şifa Doğada" isimli çalışmamda yer verdiğim 35 doğal tarif, aslında bu mekanikleşen dünyaya karşı bir "öz" hatırlatmasıydı. Ancak gördüm ki, doğanın ritmi de masalın ritmi gibi ilgilerini çekmiyor.
Eğer bir çocuk, bir masal kahramanının içsel yolculuğuna eşlik edecek sabrı yitirmişse; yarının dünyasında doğayı koruyacak, bir canlıya acıyacak veya bir insanın acısını anlayacak duyarlılığı da göstermesi güçleşecektir.
Kürüselciler robot üretmekle, insan sayısını azaltmakla, virüsler yaymakla, elektriği kesmekle tehdit ederken. İnsanların elinde her yere taşıyabilecekleri nokta atışla 35 tarife yani alternatif tıbba yer vermiştim.
Sonuç: Mekanik Bir Nesilden Duygulu Bir Geleceğe
Sosyolojik bir gerçek olarak kabul etmeliyiz ki; çocukların masaldan kaçışı, insani değerlerden kaçışın ilk adımıdır. Bizler onları korku ve macera labirentlerine terk ettikçe, her biri dijital çağın birer çıktısı olan "robot bireyler" üretmeye devam edeceğiz. "sıkıcı" buldukları insana iyi gelen masallardadır. Geleceği kurtarmak istiyorsak, çocuklarımızı ekranların soğukluğundan çekip, masalların içine çekmektir, sonra su akar yolunu bulur ve kendi kimliğini bulmakta zorlanmaz.
|