Her yer babalarının yeri

30.12.2019 - Pazartesi 21:02

Gerçekten ben bu insanların egosundan bıktım. Hiçbir günahı ve suçu olmayan hayvanlar eziyet görmeye devam ediyor.
Ben Adna’nın en nezih yerinde oturuyorum, her gün gücümün yettiğince hayvanları beslemeye çalışıyorum. Bugün yapamıyorum. (29.12.2019) iki elimde sargı bezi var, ağırlık kaldıramıyorum, dinlenmeye aldım.
Adana’yı sel götürdüğünde bile, beslemeye devam ettim.
Evde yemeğimi hazırlıyorum, yolda beni kediler karşılıyor, onlara özel ayırdığım haşladığım eti, kaldırımda veriyorum, adam esnaf, arabasının içini ürün doldurmuş satıyor, aracını yarı kadırım üzerine, yarı sokakta, beni uyarıyor, diyor ki; “Arabanın altında verme, koku yapıyor” diyor.
Ya kardeşim burası sokak, nerede vereyim, diyorum, başlıyoruz tartışmaya… Vergisi yok, yer işgali yok, pislik desen çok. Söz konusu kediler olunca, verdiğim et koku yapıyor, oysa herkes bilir ki, aç hayvan eti yerde bırakmaz midesine indirir.


Bu Amerikan pazarı sokağında oluyor.
Bundan bir buçuk ay önce, köpek ırklarını araştıran bir beyefendi, beni tanıyor ve arıyor.
Hiç utanmadan, bide beni suçluyor.
“Yemeği insanların olduğu yerde verme…” söz ettiği yer Atatürk Parkı, bana nasihatlerde bulunuyor…
“Sen rahatlıkla köpeğini dışarıya çıkarabiliyorsun, onlar gezmesin, yemesin mi, bi de yemek verdiğimiz için bizi suçluyorsun.”
“Tek sen mi hayvan seviyorsun” diye bana suçlama getiriyor.
Haliyle üzülüyorum.
Ben üç kişilik bir hayat yaşıyorum, bir benden içeri ben, bir işim, üçüncüsü hayvanlarla olan diyologum.
Geçen bir toplantıdan dönüyorum, havalar biraz açmıştı. Elimdeki topladığım eti kaldırımda sokak köpeğine verdim, yine tezgahını Ziyapaşa Bulvarı üzerinde açan esnaf bana kzıyor; “Keşke burada vermezsen de biraz ilerde versen…” nerede vereyim diyorum, öfkeleniyorum. Sanki babasının tapulu malı.
Orada verme, burada verme, duvar dibinde verme…
Yaşlı adam parkta bankın üzerinde oturuyor, “Kızım mümkünse, yemeği parkta verme diyor, biz oturuyoruz, sinek yapıyor” diyor.
Hayda gelde çık işin içinden.
Kedilere duvar dibinde yemek veriyorum, kadın üçüncü, dördüncü kattan bas bas bağırıyor, “orada verme, evimize koku geliyor”, sanki kendi üç öğün yiyor, sanki kokusuz yemek midesine indiriyor.
Allah’ım sen aklıma mukayet et.
Eee ne olacak?
Sokak hayvanlarını beslediğim için oturduğum sokağa kadar bana eşlik ediyorlar, bir de kapımızın önünde 4 sokak köpeği var, karşı karşıya geliyorlar, onlar bir şekilde kendilerini düzenliyorlar, bu da defa esnaf bas bas bağırıyor; “Sen bu hayvanları toplayıp bu sokağa niye getiriyorsun” diye.
Hayvanların beni sevmesi de suç oldu.
Onlarda sevgi ve şefkat istiyorlar, ama hiçbir yerde rahat yok.
Sadece bu dünya insanlar ait, sadece onlar yesin içsin, eğlensin.
Kıyamet işte bu yüzden koparsa kopsun, diyorum.
Kimsenin kimye tahammülü kalmadı artık
Oysa, 20 yıl önce çok güzel bir hayatım vardı, işimden evime, evimden işime gider gelir, hayvan sevgisinin ne olduğunu bilmezdim, uzaktan uzağa, serçeleri sever, tavşan hayal ederdim.
Kimseyle didişmez, sakin bir hayatım vardı.
Onları tanımak için, onların dünyasına girmek gerekiyormuş.
Bende artık şunu diyorum, hayvanlara şiddet eden, insan kılıklı, ister esnaf, isten yönetici kim olursa olsun, inşallah ikinci hayatlarında dünyaya köpek olarak gelirler.
Cehennem onla için var olsun.
Suya sabına dokunmadan yaşamak, oh ne rahat bir hayat!
40 yaşımdan sonra hayvan dünyasına girdim ve ne olduğunu bizzat yaşıyarak acı bir şekilde ödüyor ve onların neler çektiğini görüyorum.
İyi insanlara hasret kaldık, bütün diyeceğim bu…
Bazı şerefsizler var ellerine tüfekleri alıp, hayvanlara bütün kurşunları boşaltıyorlar, bu hayvan o insan kılıklı şeytana ne yapmış olabilir?
Bu ne kin, öfke, bu kudurmuşluk, hiçmi Allah’tan korkmazsın?
Bu yasa daha çıkmak için neyi bekliyor, insan olarak meclistekilerine hakkımı helal etmiyorum.
Daha ne kadar bedel ödenmeli?

YORUM YAZ